Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

OTİZM


TANIM : Otizm bireyi, duyduklarını, gördüklerini ve hissettiklerini doğru algılamaktan alıkoyan ve ömür boyu süren bir gelişim bozukluğudur. Otistik çocukta iletişim ve etkileşim eksikliğiyle tekrar eden davranışlar ve çok sınırlanmış bir ilgi alanı en tipik özelliklerdir.

ÖZELLİKLER: Otistik bireyin kendine has özellikleri vardır. Belirtiler genelde ilk 30 ayda kendini gösterir, ancak son yıllarda gerçekleşen araştırmalar biyolojik kökenli bir hastalık olan otizmin bebeklik çağıyla sınırlanmadığını, 36 aylık ve daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabileceğini doğrulamıştır. Çünkü doğumdan iki yaşa kadar belirtileri anlamak zordur. Dört önemli gelişimsel bozukluktan biri olan bu durum her 10.000 doğumdan 4'ünde görülür. Dünya sağlık örgütü raporuna göre ülkemizde yaklaşık 25.000 - 30.000 otistik insanın yaşadığı sanılmaktadır. Bu bozukluğu oluşturan semptomların büyük bir çoğunluğu sadece otizme özel değildir. Bu özelliklerin %87'sine sağır ve dilsiz çocuklarda, %47'sine down sendromlu çocuklarda, %28'ine de normal çocuklarda rastlanmıştır. Otizm bütün dünyada farklı uluslarda ve farklı sosyal gruplarda görülebilir. Cinsiyet açısından bakıldığında her 5 otistikten 4'ü erkektir. Çeşitli gelişim alanlarına ilişkin özellikleri aşağıda ele alınmıştır.

A. Sosyal Gelişim Özellikleri:
* Sosyalizasyon, iletişim ve hayal kurmada ciddi bozulmalar vardır,
* Fiziksel temastan kaçınırlar, kucağa alınmak istememe, dokunmak ve dokunulmaktan hoşlanmama ve annenin sesine tepki vermeme gibi davranışlar gösteren bu çocukların çoğunda anneye bağımlılık görülmemektedir,
* Çoğu kez çevresindeki bireylerin farkında değildir, göz kontağı kurma, kendilerine gülünce karşılık olarak gülme yoktur. Sevgi ve güvende olma ihtiyacıyla diğer bireylere fiziksel ya da duygusal yakınlaşma görülmemektedir, insanlara karşı ilgisizdirler ve onların duygularını anlamakta zorlanırlar,arkadaşlık ilişkileri bozuktur,
* Cansız nesnelere geliştirdikleri bağlanma insanlara geliştirdikleri bağlanmadan daha belirgindir. Canları acıdığında yada üzgün olduklarında ana babaları tarafından rahatlatılma isteğinde bulunmadıkları gibi ilgilendikleri bir nesneyi anne babayla paylaşmak istemezler.
* İstediği bir şeyin yapılması ya da yapılmaması için ısrar, öfke nöbetleri, çevresine ve kendisine zarar verici davranışlar görülebilir,
* Kendisi için rahat bir ortam arama becerileri olmayabilir,
* Sosyal oyun ve taklit davranışı ya hiç yoktur ya da yetersizdir,
* Genellikle nesneleri amacına uygun olmayan tarzda kullanırlar. Örneğin, saatlerce bir kutu kapağını çevirebilir ya da bir kapıyı açıp kapayabilirler.
* İletişim ve hayal gücünden yoksun oldukları için diğer çocukların oyununa katılmazlar. Oyun oynarken oyuncakları amaca uygun olarak değil daha çok döndürme, çevirme, yuvarlama şeklinde kullanırlar,
* Eskiye karşı sıkı sıkıya bağlılıkla beraber yeniliğe karşı direnç görülür, · Aile üyeleri ve aile dışındaki kişiler arasında ayrım yapabilirler.

B. Zihinsel Gelişim Özellikleri:
* Her zeka düzeyinde görülebilir ancak, araştırmalar bu çocukların %30'unun normal veya üstün zekaya sahip olduklarını göstermektedir. Geri kalanlar değişen derecelerde zeka engeline sahiptir.
* Uyarıcılara tepki vermedikleri, çok sınırlı sosyal ilişki ve iletişim kurdukları için zeka ya da psikolojik ölçüm yapan testleri almakta güçlük çekmeleri ve düşük performans göstermeleri zeka bölümlerinin tespitini zorlaştırır. Zihinsel düzeylerini anlamak güç olduğu için de, neyi ne kadar bildikleri konusunda kesin bilgi edinilememektedir.
* Genellikle öğrenme bozukluğuyla biraradadır. Son yapılan araştırmalar temel problemin zihinsel gelişim alanında olduğunu belirtmekte ve bu konudaki tartışmalar zihinsel yetersizliğin birinci olarak dil ve iletişim problemlerine yol açtığı, ikinci olarak da davranışsal ve duygusal güçlüklere neden olduğu konusunda yoğunlaşmaktadır.
* Yaygın yanlış inanç otistik çocukların bazı olağanüstü yeteneklere sahip oldukları biçimindedir. Oysa otizm her zaman özel yeteneklerle karakterize edilmez. Yine de bazı otistik bireylerin resim, müzik, matematiksel hesaplamalar gibi konularda başarılı oldukları görülmektedir.
* Bilgiyi insanların doğal olarak aldıkları şekilde almayıp bir CD Rom'a depolar gibi beyinlerinde depolamakta, hatırlamak istediklerinde de görüntüler yardımıyla video izlercesine yerinden çıkarmaktadırlar.


C. Algısal Gelişim Özellikleri:
* Duygusal tepkileri alışılmışın dışında olabilir.
*İşitmede organik bozuklukları yoktur ama sesleri duymuyormuş gibi davranabilir ya da farklı tepkiler gösterebilirler. Çağrıldıklarında dönmedikleri için çoğu zaman işitme engelli oldukları sanılır.
* Büyük bir gürültüde yada adı söylendiğinde işitme engelli gibi davrana bu çocuklar kağıt hışırtısı veya başka bir odadan gelen müzik sesine dikkatini verebilir.
* Parlak olan bazı cisimlere uzun süre bakabilirler, bazısı ışığa bakmaktan kaçınır.
* Yeni bir nesneyi tanımada, dokunma, tat alma ve koklama duyularını kullanırlar.
* Acıya, soğuğa, sıcağa ya aşırı duyarlı ya da duyarsızdırlar. Ağrıya karşı dayanıklılık gösterebilirler.
* Bazı günlük eşya ve nesnelere karşı nedensiz korkular geliştirirler. (Sudan korkma, ayakkabı ayağını sıktığı için giymek istememe gibi).
* Nesneler ve ayrıntılarıyla aşırı ilgilenirler. Dikkatlerini nesnenin bütününe değil bir parçasına yoğunlaştırırlar.
* Çevre ve günlük düzendeki en ufak değişiklikten rahatsız olup, değişikliklere karşı tepki gösterirler.(Örn: Eşyaların yerlerinin değişmesinden hoşlanmazlar.)
* Dönen nesnelerle aşırı ilgilenme, kendi etrafında dönme, sallanma, saatlerce aynı hareketi tekrar etme görülür.
* TV ve müziğe karşı aşırı ilgi görülebilir.
* Diğer soyut kavramlarda olduğu gibi önce, sonra, bugün, yarın gibi zaman kavramlarını da anlamakta güçlük çekmektedirler.
* Olaylara ve nesnelere ait neden sonuç ilişkisi kurmakta zorlanabilirler. "Neden yemek yeriz çünkü acıkırız" ilişkisini kuramazlar.

D. Dil Gelişim Özellikleri:
Sözel İletişim:
* Konuşmaya diğer çocuklarla beraber başlasalar da, daha sonra gerileme görülebilir veya yaşına uygun konuşma gelişmeyebilir. Konuşmaya hiç başlamamaları da söz konusudur.
* Konuşma üretimleri ve konuşmanın içeriği sınırlı ve normalden farklı olabilir, karşılıklı diyalog kurmada yetersizlik görülebilir.
* Genellikle basit ve kısa cümleler kullanırlar, konuşmaları karşılaştırıp örnekler vermekten çok somut şeyler üzerinde konuşurlar.
* Sözcükler ikinci bir lisanın parçaları gibidir ve aslında bir çoğu resimlerle düşünmektedir.
* Aynı sözcük veya sözcük grubunu kullanım için ısrar edebilirler. Standart sorularına standart cevaplar beklerler.
* Yaklaşık yarısında konuşma anlamlı bir iletişim aracı olacak şekilde gelişmez. %20-30'luk bir kısmında da 12-30 ay arası öğrendikleri konuşma aniden kaybolabilir. Konuşmadaki gecikme ailedeki en önemli endişe kaynağı olur ve hekime başlıca başvuru nedenidir.
* Sadece bir iki kelime söyler ya da çok kelimeyle anlamsız konuşurlar. Konuşulanları anlamakta çoğu kez güçlük çekerler,
* Konuşmayı belli bir amaca ve iletişime yönelik olarak sürdürme zorlukları tipiktir. Bu nedenle sohbete katılmaları çok güçtür.
* Geç de olsa konuşmaya başlayan otistiklerde, konuşmayı başlatmama veya karşılıklı olarak konuşmayı devam ettirmeme sık görülür.

Sözel Olmayan İletişim:
* Genellikle istek ve ihtiyaçlarını ağlayarak ya da çığlık atarak belirtirler, · İletişim kurmak istemedikleri zaman karşılarındaki kişiyi iterler,
* Sıklıkla yüzleri donuk ve ifadesizdir,
* Bazıları belli el hareketlerini sosyal iletişim amacıyla kullanabilirler,
*Anlamsız ve zamansız gülme ve ağlamalar görülebilir.


Anlamada Güçlük
* Konuşmaları, anlama becerileri yavaş olabilir. Anlamaları konuşmalarına göre daha iyi olmakla birlikte karmaşık emirleri anlamakta zorlanırlar. Kelimeler soyutlaşıp, cümleler uzadıkça anlamaları daha da güçleşebilmektedir.
* Anında ya da gecikmiş ekolali (tekrarlama) görülmektedir. Normal çocuklarda ekolali 3 yaşından sonra kaybolurken, bu çocuklarda 3 yaşından sonra artar. (Yaratıcılıklarının olmamasından ekolaliyi kullandıkları sanılmaktadır.)

Gramer
* Spontan konuşmayı kazansalar bile gramerleri bozuk olabilmektedir (okula gidelim yerine okula git derler).
* Ben, sen, o zamirlerini kullanmaz, kendilerinden 3.tekil şahıs olarak söz eder, kendilerini 'o' olarak algılarlar. Sen zamiri zaman zaman ben zamirinin yerine geçebilir.
* Edatlardan; içinde, altında, yanında kavramlarını kullanmakta güçlük çektikleri için iletişimde sorun yaşarlar.
* Evet ve hayır'ı fonksiyonel olarak kullanamazlar.

Ses kontrolü
* Seslerini kontrol edemez, ya fısıltı şeklinde ya da bağırarak konuşurlar. Sesi nerede nasıl kullanacaklarını bilemezler. Kullandıkları tonlama mekanik, inişli çıkışlı ve duygudan yoksun olabilir.
* Tekdüze bir ses tonuyla konuşur, sorulara ya da söylenenlere belirli kalıplar içinde cevap verebilirler.


E. Motor Gelişim Özellikleri
* Fiziksel olarak bir çok becerileri yaşıtları ile aynı yaşta kazanabilirler fakat daha sonra bir gerileme yaşamaktadırlar. Bu taklidin ve öğrenmenin olmamasından kaynaklanmaktadır.
* Büyük-küçük kas becerilerinin gelişmemesi sonucu problemler ortaya çıkmaktadır. Duruşlarında, ellerini kullanmada zaman zaman farklı bir görünüm sergilemektedir.
* İp atlama, dans, yüzme gibi büyük kas motor becerilerinin kullanılmasını gerektiren bazı hareketleri taklit etme yetilerinin az ya da hiç olmamasına bağlı olarak, daha geç öğrendikleri görülmektedir.
* Belirli hareketleri tekrar etme, bir ayağı önde diğeri arkada olmak üzere ileri geri sallanma, uzun süre kendi etrafında dönme davranışları göstermektedirler.
* Beslenme konusunda düzensizlik görülebilir. Çoğunlukla tek yönlü beslenmet uzunca bir süre tek bir besin yiyebilmektedirler (Aylar boyu sadece ekmek yada elma yemek gibi). Anne babaları endişelendiren bu durum çocuklarda gelişim bozukları yaratabilmektedir.


NEDENLER:
Otizmin nedeni hala tam olarak bilinmemekle beraber tek bir nedeninin olmadığı ileri sürülmektedir. Otizmin, önceleri sanıldığı gibi, sevgi yoksunluğu, iletişim eksikliği yada çocuğun geçmiş yaşantısıyla ilgili duygusal sorunlara ilişkin olmadığı, kaynağının psikolojik değil fizyolojik (sinir sisteminin gelişimsel bozukluğu) olduğu ortaya çıkarılmıştır. % 5-10' unda belli bir tıbbi neden saptanabilmekte, %2-5' inde Frajil x, %1-3'ünde tüberküloz skleroz adlı genetik hastalıkların otizme yolaçabildiği düşünülmektedir. Araştırmalar, beynin konuşma ve duygulardan gelen bilginin değerlendirilmesiyle ilgili bölümlerinde fiziksel bir problem olduğunu iddia etmektedir. Bu problemin doğuştan gelen ve beynin bilgiyi kullanma şeklini belirleyen belirli kimyasal dengelerdeki bir bozukluk olduğu ileri sürülmekte, beyin hücreleri arasında mesajları taşıyan kimyasal ileticilerde aşırılık veya eksiklik olduğu düşünülmektedir.
Birçok araştırmacı otizmin nedeninin genlerde yattığı görüşündedir. Otistik çocukların kardeşlerinin bu bozukluğa sahip olmada 50 kat daha fazla risk altında oldukları bulunmuştur. Tek yumurta ikizlerinden birinin otistik olması durumunda diğerinde de %60 olasılıkla otizmin, %92 olasılıkla da bağlı sendromların ortaya çıkabileceğine işaret edilmektedir. Çift yumurta ikizlerinde bu oran %10 civarındadır.
Otizmin kalıtsal özellikleri konusunda yapılan çalışmalar tahminen 3-10 genin devreye girdiğini göstermektedir. Bu genlerde belirli sayının üzerinde gerçekleşen mutasyonlarla otizmin ortaya çıkabileceği daha düşük sayıda mutasyonlarında utangaçlık, çekingenlik ve gecikmiş dilsel becerilere neden olabileceği düşünülmektedir. Otizm genlerini arama çalışmaları şimdiden önemli sonuçlar vermektedir. Kromozom 7 ve 15'te saptanmış bazı anormal özellikler bu durumla ilişkilendirilmektedir. Araştırmacılar önümüzdeki yıllarda otizmle ilgili en az 5 genin bulunacağını ümit etmektedirler.
Diğer yandan otizmin sadece genetik nedenlere bağlı olmayıp, çevresel nedenlere de bağlı olduğu sanılmaktadır. Genetik açıdan birbirine tıpatıp benzeyen tek yumurta ikizlerinden biri otistik olurken diğerinde otizm görülmeme olasılığının varlığı çevresel etkenlerin işin içine girebileceğini göstermektedir. Bir veya daha fazla otizm geninin geçirdiği mutasyon, çocuğu anne karnında veya erken bebeklik döneminde karşılaştığı çevresel bir etkene karşı daha duyarlı hale getirebilir. Ayrıca bağışıklık sistemlerindeki bozukluklarda virüsler gibi çevresel etkenlerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Bazen de beyni sonradan hasar gören bazı çocuklarda, örneğin geçirilen bir beyin iltihabı sonrasında otizmin geliştiği bilinmektedir. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte annenin hamilelikte geçirdiği enfeksiyon hastalıkların, doğum sırasında geçirilen güçlüklerin aynı şekilde doğumdan sonra çocuğun geçirdiği ve beyni etkileyen hastalıkların sonucunda ortaya çıkabildiği söylenmekte ve çoğu zaman belirtiler ortaya çıkmadan tanı koymak ve engel olmak mümkün olmamaktadır.


AİLELERDE GÖZLENEN DUYGUSAL PROBLEMLER:

AŞAMALAR

DAVRANIŞ ÖRNEKLERİ

REDDETME

*Şok yaşama,
*Konan tanıya karşı duyarsız kalma yada reddetme,
*Değişik çareler arama,
*Hatalı tanı konduğunu ispatlama çabasına girme,

BİLİNÇLİ OLARAK DURUMUN FARKINDA OLMA

*Kızgınlık ve suçluluk duyma,
*Depresyon, acı ve ızdırap çekme,
*Hayal kırıklığı ve utanç duyma,
*Aşırı sorumluluk yüklenme,

DÜŞÜNCE VE DUYGUSAL OLARAK KABULLENME

*Zamanını ve gücünü eğitim için harcama çabası gösterme,
*Çocukla ilgili gerçek beklentilerini ortaya koyma,
*Çocuğun eğitimine ilişkin girişimleri arama ve uygun olanların savunuculuğunu yapma,
*Gerekli merkez ve kişilerle işbirliği kurma çabaları gösterme,

Ailelerle yapılan ilk çalışmalarda otistik çocuğun aile üzerindeki etkileri incelenmiş anne babaların bu duruma uyum sağlayana kadar bir çok aşamadan geçtikleri inkar, şok; kaygı, kızgınlık gibi duyguları yaşadıkları, sıklıkla kendilerini çocuklarının durumlarından sorumlu tuttukları ve suçluluk duyguları ifade ettikleri belirlenmiştir. Çocuğun yetersizliğinin ortaya çıkmasıyla anne babalar hem kendi duyguları ile başetmek hem de toplumun engele sahip bireylere karşı olan olumsuz tutumlarıyla karşı karşıya gelmek durumundadır.
Engele sahip çocuğu olan ailede hem sorumluluklar artmakta hem de daha fazla paraya ve zamana ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak aileye (büyüklük, kültürel yapı, sosyo-ekonomik düzey) ve çocuğa (özrün türü, derecesi) ait problemlerle başetme becerilerini etkileyen etmenlere bağlı olarak bazı ailelerin durumla daha kolay başedebildikleri görülmektedir. Bu etmenlerin arasında en çok vurgulananın ailenin aldığı sosyal desteğin (diğer çocukların, kendi anne babaları, akrabaları ve diğer kişilerin desteği) niteliğidir.
Ailenin destek sistemlerinin olması problemlerle daha kolay başedilebilmesini sağlamakla ailenin stresini azaltmakta ve uyumunu kolaylaştırmaktadır. Stres düzeyi arttıkça stres belirtilerini azaltmaya yönelik yöntemleri kullanan aile, stres düzeyi azaldıkça problemi çözmeye yönelik yöntemleri daha fazla kullanabilmektedir.

BELİRTİLER:

Doğumdan 6. aya kadar:
* Fiziksel görünüş ve motor gelişimi normaldir,
* Kolaylıkla huzursuzlanabilir,
* Nesneleri almak için uzanma davranışı göstermez,
* Mırıldanma ya da anlamsız ses çıkarma davranışları görülmez,
* Sosyal anlamda gülmesi ve göz kontağı yoktur yada azdır,

6-12. ay
* Kucaklama hareketi yapmaz, anne babaya karşı ilgisizdir,
* Basit sosyal oyunları oynamaz, oyuncak bebeklerle ilgilenmez,
* Motor gelişimi gecikmiştir,
* Katı yiyecekleri çiğneyemez,
* Sözcük kullanımı yoktur,


24-36. ay
* Gelişiminde bazı ilerlemeler görülse bile kişiler arası ilişkileri sınırlıdır, İnsanları araç olarak kullanır,
* Göz kontağı sınırlıdır, nesnelerle ilişkisi yalama ya da koklama şeklindedir,
* Kucaklama hareketi yapmaz, anne babaya karşı ilgisizdir,
48-54. ay
* Genellikle konuşmada ekolali gözlenir,
* Monoton, fısıltı yada bağırarak konuşma gibi değişik tonlarda konuşma özelliği vardır,
* Günlük rutinin değişmesinden rahatsız olabilir,
* Öfke nöbetleri ve saldırganlık davranışları görülür,
* Kendisine zarar verici davranışları vardır,
*Kendi kendini uyaran davranış

ÖNERİLER:
*Çocuk yukarıda belirtilen özelliklerden bir kısmına sahip ise vakit geçirmeden hastanelerin çocuk ruh sağlığı bölümlerine baş vurulmalıdır. Teşhis konulduktan sonra Otizm'le ilgili eğitim veren Sosyal Hizmetler Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel Özel Eğitim Merkezlerine yönlendirilmesi yapılabilir. Gideceği özel eğitim kurumunun seçiminde, henüz otistik çocukların tedavisine yönelik kesin sonuç veren yöntemlerin bulunamadığı ve kullanılan yöntemlerden bir kısmının bazı çocuklarda işe yaramadığını, bu konuda araştırmaların halen devam ettiği dikkate alınmalıdır.
*Teşhis ne kadar erken koyulur ve eğitime ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi sonuç alınmaktadır. Bir çok araştırmacı erken yaştaki müdahalenin özellikle dil gelişiminde ve sosyal davranışlarda geliştirici olduğu konusunda hem fikirdir. Dört yaşına gelmiş ve hiç eğitim görmemiş orta derecede ağır otistik bir çocuğun, sekiz aylık bir bebeğin davranışlarına eşdeğer davrandığı gözlenmiştir. Oysa bazı otistik çocukların bebekliklerinde bazı sesleri çıkardığı ama daha sonra bunları kaybettikleri bilinmektedir. Anne ve babaların söylediklerinden yola çıkılarak erken dönemdeki bu sosyal iletişim ve dil gelişimi üzerinde dikkatle durulur ve geliştirilmeye çalışılırsa sonraki yaşam için gerekli olan bu özellikler kaybedilmeden geliştirilebilir.
*Zeka düzeyinin bir otistiğin ileride ne olacağını belirleyen en önemli faktör olduğu düşünülmektedir. Zeka düzeyine, gözlemlerle ve izlenimlerle karar vermek doğru değildir. Uygun testler yapılmalıdır.
*Anne karnındayken teşhis edilemediğini, çocuk sahibi olmak isteyip istememe, çocuğa yeterince ilgi göstermeme, eşler arası anlaşmazlıklar gibi etkenlere bağlı olarak ortaya çıkmadığını ve her sosyoekonomik-kültürel seviyede görülebildiğini dikkate alarak anne babaların kendilerini suçlamamaları gerekir.
*Yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi çocuğun kendisine ve başkalarına zarar verecek davranışlarına engel olunmasıdır. Çocukların saldırgan davranışlarının engellenmesi anne babaların onlarla daha iyi ilişki kurmalarını ve onlara daha çok yakınlaşmalarını sağlar.
*Otistik bozukluğun tedavisi gerekli eğitim, sosyal ve iletişim becerilerinin kazandırılmasına yöneliktir. Tamamen ortadan kaldırılabilecek bir sorun değildir. Bu nedenle temel tedavi özellikle anne baba tarafından tutarlı ve sürekli olarak eğitimin devam ettirilmesidir. Bir çocuğa uygulanan bir yöntem bir diğeri için geçerli olmayabilir. Biri sese biri kokuya karşı aşırı duyarlı olabilir ve duyulara farklı tepkiler gösteren çocuklara farklı şekilde yaklaşmak gerekir.
*1960'lı yıllardan bu yana otizmin tedavisi ile ilgili çalışmalarda en iyi tedavinin eğitim olduğu belirlenmiştir. Eğitimde genel davranış değiştirme modeline dayalı eğitim programları kullanılmaktadır ve bu model sıklıkla operant koşullanma ilkelerine dayanmaktadır. Sonuçların sistematik olarak düzenlenmesi yoluyla davranışın olabilirliğini artırma yada azaltma işlemi olan operant koşullanma tekniklerinin temel alındığı modelde öncelikle çocuğun varolan performansı belirlenerek eksik olduğu beceriler saptanır. Bu beceriler kendi içinde tek tek uygun programlar için geliştirilir ve çocuğun verdiği olumlu tepkiler ödüllendirilir. Çocuğun gereksinimi olan becerileri kazanmasını sağlamak ve davranış problemlerini mümkün olduğunca azaltmak temel amaçtır. Erken bebeklik otizminin etiyolojisinde gelişen ve değişen görüşler nedeniyle, tedavide büyük değişiklikler olmuştur. Önceleri çok benimsenen bireysel psikanalitik tedavinin yerini giderek davranış tedavisi almış; bilişsel, sosyal ve dil gelişmesi için yapılan eğitime önem verilmeye başlanmıştır.
*Anne babaların durumu kabullenmelerinden ve çocuğu için gerekli eğitimi şekline karar vermelerinden sonraki adım çocuğu eğitime hazırlamak olmalıdır. Çocuğun eğitime hazır olması eğitimcilere de çocuğa da kolaylık sağlar.
*Aileler çocuğun eğitimi için ev koşullarındaki fırsatları kolayca değerlendirilebilir. Sanılanın aksine çocuklara eğitim vermek için özel olarak zaman ayırmaya ve materyal kullanmaya gerek yoktur. Çocuğun daha iyi öğrenmesi için pahalı oyuncak ve materyaller gerekli değildir. Evdeki kavanoz, tencere, kaşık gibi mutfak eşyaları, çorap kazak gibi giysiler, eski dergiler eğitim için kullanılabilir. Çoraplar renklerine göre eşleştirme, kaşıklar sayı sayma, resimler adlandırma yada öykü anlatma şeklinde değerlendirilebilir. Evde yapılabilecek her şey çocuğun çevresiyle ilgili daha fazla bilgi edinmesine yönelik olarak kullanılabilir. Lambaların düğmesine basarken, masayı hazırlarken ya da yatağı düzeltirken yapılan işleri çocuğun düzeyine uygun bir şekilde anlatmak etkili olabilir. Çocuğun verilen sorumlulukları hemen yerine getirmesi beklenmeden, sabırla ve gerekli destekle başarılı olmasına yardımcı olunabileceği unutulmamalıdır. Ev ortamındaki etkinlikler hem çocuk hem de aile bireyleri için zevk verici olmalıdır.
*Tedavi sürecinin uzun olması ve otistik çocuklarla iletişim kurmanın güç olması nedeniyle anne babalara yönelik aile terapilerine de önem verilmelidir.
*Otistik çocukları dünyayla ilişki içinde tutmak, onları dışlanmaya bırakmamak çok önemlidir. Yalnızca oturup, ileri geri sallanarak avucundan kumun kayışını izleyerek dünyayı kendi dışında bir yere alıp, orada kilitli tutmasına izin verilmemelidir. Toplumdan soyutlanmamalı ve normal bir yaşam sürdürebilmesi için diğer çocuklar gibi onlarla da alış verişe çıkılmalı, parka gidilmeli, eş dost ziyaretinde bulunulmalıdır.
*Elbette bu çocuklara özel bir yaklaşım gerekir ancak tüm çocuklar gibi otistiklerde kendilerine sevgi gösterildiğini yada yanlış bir davranışta bulunduklarında kızıldığını anlayabilirler. Onlara normal davranılması, konuşmasalar da onlarla konuşulması normalin ne olduğunu anlamalarına yardımcı olacaktır.
*Otistik bozukluğa eşlik eden hiperaktivite, kendine zarar verici davranışlar, hırçınlık, uyumsuzluk olursa, bunlara yönelik tedavi yaklaşımları da ayrıca uygulanmalıdır. Otizmi tedavi eden bir ilaç henüz bulunamamıştır. Ancak çocuğun hiperaktivitesini azaltmaya yardımcı olan, algılamasını düzenleyen vb. yan işlevleri olan ilaçlar kullanılmaktadır.
*Bu çocukların çevredeki kişiler tarafından uyarılmaya gereksinimleri vardır ve bunu sağlamanın en iyi yolu çocukla birlikteyken konuşmak ve dinlemesine yardımcı olmaktır.
*Çocuğun etkinliği sürdürmesinde ısrar etmek başarısızlığa neden olabilir. Bu nedenle çocukla çalışırken süre ve çalışma açısından zamanın iyi ayarlanması gerekmektedir. Evde yapılan etkinliklerde çocuk zamanla tek başına hareket edebilir hale gelmeli, istek ve gereksinimlerini tek başına karşılayabilmektedir. Bağımsız olma çocuğun kendine güven duymasına ve diğerleriyle birlikte yaşayabilme becerisini kazanabilmesine yardımcı olacaktır.
*Çocuğun başarılarının her zaman övülmesi bir sonraki adımı daha istekle atabilmesini sağlamaktadır. Ancak övgülerin gerçek durumlar için kullanılması çok önemlidir. Bu çocuğun kendisinden beklenileni doğru olarak yaptığını anlayabilmesine yardımcı olacaktır.
*Çocuğun eğitimine başlanmadan önce eğitim göreceği çevreyi ve kişileri tanıması gerekir. Bazı çocuklar için evden ayrılmak son derece kaygı verici olabilir. Bu kaygının azaltılabilmesi için önceleri kısa sürelerle okula gidilmesi ve çocuğun ortama alışıp çevreye ve kişilere iyice alıştıktan, güvende olduğunu hissettikten sonra eğitime başlaması yararlı olacaktır. Sınıf ortamına alışma süresi bazı çocuklarda çok kısa bazılarında ise daha uzun olabilmektedir. Özellikle küçük yaş çocuklarda ve aile bireyleri dışında hiç kimseyle sosyal ilişkisi bulunmayan çocuklarda bu süre uzayabilmektedir.

Eğitimde kazandırılması amaçlanan beceriler:
1. Öğrenmeye hazırlık becerileri:
Çocuğa öncelikle göz kontağı kurma, uygun oturma ve basit emirlere uyma gibi en temel becerilerin öğretilmesi onu öğrenmeye hazırlayacaktır. Bu becerilerin basitten karmaşığa doğru bir sıra ile öğretilmesi, çocuğun daha kolay öğrenmesini sağlayacaktır. Eğitim; uyarıyı verme, yardımları kullanma, doğru tepkileri alma, ödül ve ceza gibi aşamaları içermektedir.
2. Özbakım becerileri:
Diğer çocuklarda olduğu gibi bu çocuklarında gereksinimleri kendi başlarına karşılayabilir hale gelmeleri önemlidir. Bu nedenle çocukların kapasitesine uygun beceriler seçilerek, çok küçük yaşlardan itibaren öğretilmeye çalışılmalıdır. Özbakımla ilgili becerilerin öğretilmesinde asıl amaç çocuğun bazı temel becerileri kazanabilmesidir. Bu becerileri kazanmış çocuk çevreden bağımsız olarak hareket edebilecek ve özgüvenini kazanmış olacaktır. Tuvalet eğitimi, giyinme soyunma, beslenme ve vücut temizliği gibi özbakım becerilerinin kazanılmasında çocuğa sık sık deneme fırsatı vermek, çocuğun kapasitesine uygun beklenti içine girmek, zorlamadan destekleyici olmak ve çocuğa öğretilecek becerileri basitten karmaşığa doğru sıralamak eğitim sırasında dikkat edilmesi gereken önemli noktalardır.
3. Dil ve konuşma becerileri:
Otistik çocukların en belirgin sorunlarının sosyal gelişimleri ve dil gelişimleri üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Bu çocukların dille ilgili becerileri kazanmaları için öncelikle düzgün oturma, göz kontağı kurma, hareket taklidi yapma gibi hazırlık becerilerini tamamlamış ve bu becerileri değişik ortamlara genellemiş olmaları gerekmektedir. İletişim becerilerinde yetersizlik spontan konuşmanın olmamasından ve konuşmayı iletişim aracı olarak kullanmamalarından kaynaklanmaktadır. Yapılan bir çok çalışmada çocukların davranış problemlerinin kendilerini sözel olarak ifade edemedikleri için ortaya çıktığı görülmektedir. Ayrıca çocuklara sözel yada sözel olmayan iletişim becerilerini öğretmenin bu davranışların azaltılmasında etkin olduğu belirtilmektedir.
4. Sosyal beceriler:
Sosyal becerileri iyi olan çocuklar karşılıklı iletişimde beklenen davranışları gösterebilmekte diğer çocukları ya da kendilerini tatmin edebilecek yönde iletişim kurabilmektedir. Ancak otistik çocukların sosyal kuralları esnek kullanabilme becerileri büyük ölçüde yetersiz kalmakta ve sosyal durumların değişikliğine uyum sağlayabilmede güçlükler gözlenmektedir.
Otizmdeki sosyal yetersizlik çocuğun sosyal uyumu ve davranışları üzerine etkili olmaktadır. Çocuğun yaşı ilerledikçe var olan problemler değişebilir, bazıları yok olur, bazıları şekil değiştirerek devam eder. Sosyal gelişim alanına yönelik eğitim amaçları çocuğun gelişimsel düzeyine ve belirli gereksinimlerine yönelik olarak saptanmalıdır. Küçük yaş çocukların sosyal iletişimlerinin sıklığını artırmak için bazı yapılandırılmış ortamların kullanılması gerekmektedir. Büyük yaştaki çocukların eğitiminde ise onların bağımsız birtakım becerileri yapmalarına yardımcı olunmalı ve sosyal uyumsuzluklarını azaltmak hedeflenmelidir.
Otistik çocukların sosyal etkinliklere katılımını ve karşılıklı etkileşimi sağlamak için yapılacak etkinlikler çocuğun tek bir davranışı düşünülerek uygulanmalıdır. Bu iletişim şekli çocuğa anlamlı ve zevkli geldiği sürece sürdürmesine olanak sağlayacak ve çocuğun kendi özel ilgileri de iletişimi artırmada etkili olacaktır. Buna göre anne babalara çocuklarının ilgisi doğrultusunda bul yap ile oynamaları, küplerle kule yapmaları oyuncaklarını sıralamaları için gereksinimleri olan çevreyi ve oyun etkinliklerini sağlayabilmeleri öğretilmelidir. Ancak böyle bir destek çocuğa o anda oyun için gerekli olan her materyali vererek yapılmamalıdır. Çocuk karşılıklı iletişime girme konusunda oyun yoluyla (oyuncağının eksik olan parçasını yetişkinden istemesi) yönlendirilmelidir. Çocuğun herhangi bir etkinliği tamamlamasında yetişkinle gireceği bir iletişim önem taşımakta ve sözel olarak gereksinimlerini belirtmesi, göz kontağı kurarak iletişimi sürdürmesi beklenmektedir. Bu durumu yaratmak ve sürdürmek için çocuğa yardımcı olunmalı ve yetişkinler onun kendiliğinden iletişimi başlattığı durumlara daha çok katılmalıdır. Bu şekilde çocuk iletişimin sadece yararını değil, ona zevkli gelen yanlarını da öğrenecektir.

Problem davranışın azaltılmasında kullanılan teknikler:
1. Görmemezlikten gelme:
Problem davranış çocuğun çevresine ve kendisine zarar vermiyor, sadece ilgi çekmek amacıyla yapılıyorsa görmemezlikten gelme bu davranışın azaltılmasında en etkili teknik olarak kullanılmaktadır. Bu teknik; çocuğun problem olarak belirlenen davranışı ortaya çıktığında, yetişkinin çocukla herhangi bir şekilde ilişki kurmadan o davranış karşısında tepkisiz kalması olarak tanımlanabilir. Böyle bir durumda; çocukla göz kontağı kurmanın bile çocuğun o davranışı ile ilgilenildiğine yönelik bir tepki olacağı unutulmamalıdır.
2. Ödülü geri çekme:
Davranışı değiştirme yönteminde ödül istenilen davranışın gösterilmesini kolaylaştırmak ve olumsuz davranışı istenilen davranışa dönüştürmek amacıyla kullanılmaktadır. Çocuk sürekli olarak ellerini birbirine vuruyorsa çok sevdiği bir oyuncağıyla oynamasına izin verilerek bu davranışına engel olunabilir. Çocuk istenilen davranışları yerine getirebilmek için ödül aldığını bilirse, olumsuz davranışları yoğun problem davranışlar haline dönüştürmeyecektir. Çocuğun olumsuz davranışlarını azaltmak için kullanılan ödülü geri çekme tekniği herhangi bir etkinlik sırasında çocuğun yaptığı olumsuz davranışa karşı yetişkinin yapılan etkinliğe ara vererek bir süre tepkisiz kalmasıdır. Bu durumda çocuk bir süre için hoşlandığı etkinliği yapamayacak ancak olumsuz davranışı düzeldiğinde etkinliğe devam edebileceğini öğrenecektir.
3. Ara verme:
Çocuğun istenmeyen davranışı kendisine yada çevresine zarar verici boyutta ise bu davranışı azaltmada ara verme tekniği kullanılmalıdır. Ara verme çocuğu belli bir süre bulunduğu ortam içinde ya da bu ortamın dışında bırakarak ödülden uzaklaştırma biçiminde tanımlanabilir. Örnek olarak istenmeyen bir davranış sonucunda çocuğu iki dakika süreyle aynı odada köşede bir sandalyede oturtmak ya da beş dakika süreyle yalnız bırakmak verilebilir. Her iki durumda da sürenin kısalığına ve odanın her açıdan güvenli olmasına dikkat edilmelidir. Bu tekniğin kullanılmasındaki amaç çocuğu bir odaya kilitlemek ya da kapatmak değil, bulunduğu ortam içinde ya da dışında ödül almasına ara vermektir. Böyle bir uygulamada çocuk olumsuz davranışı göstermediğinde hoşlandığı ortama döneceğini ve ödüllendirileceğini öğrenecektir.
Durumun üstesinden gelmek için kendine ve yeteneklerine inanmak, her durumun olumlu yönlerini görmeye çalışmak ve herşeyin eskiye göre daha iyi olduğunu düşünmek anne babaların sık kullandığı yöntemlerdir.

Kaynak:Mamak Rehberlik ve araştırma merkezi